Sorumluluk meydana gelen zarardan kimin sorumlu olduğunu gösteren bu amaçla zarar görenin zarar verene karşı zararının giderilmesini talep hakkını düzenleyen kurallar bütünüdür.
Sorumluluk hangi türden olursa olsun kurallara uyulmamasının bir yaptırımıdır. Bu yüzden norm çeşitleri kadar sorumluluk türü de bulunmaktadır.
Sorumluluk borç ilişkisinin mueyyidesidir. Hukuki anlamda sorumluluk taraflar arasındaki borç ilişkisinin zedelenmesinin sonucu doğal zararların giderilmesi yükümlülüğünü içerir.
Sorumluluk hukukunun konusu zarar verenin, zarar görenin uğramış olduğu zararı gidermesidir. bu anlamda sorumluluk hukukuna tazminat hukuku demekte yanlışlık olmayacaktır.
SORUMLULUĞUN TEMEL SEBEPLERİ
İnsan kaderini ve toplum hayatının bir sonucu olarak herkes hukukça korunan varlıklarında özellikle mal ve şahıs varlığında meydana gelen zarara ilke olarak bizzat katlanmak zorundadır. Ancak bu ilkenin katı bir şekilde uygulanması bazı haksızlıklara sebep olabilir. Bu nedenle çeşitli hukuk düzenleri söz konusu ilkeye istisnalar getirmiş böylece zarar görenin uğradığı zarara bazı sebeplerin bulunması halinde başka bir kişiye aktarma imkanını kabul etmiştir. Zararın başka bir kişiye yükletilmesine haklı gösteren sebeplere sorumluluk sebepleri denir. Temel sorumluluk sebeplerinden birinin mevcut olması halinde zarar gören uğramış olduğu zararın tazminine başka bir kişiden isteyebilir.
1-KUSUR
Hukuk düzeninin kınadığı bir davranışla yani kendi kusurlu davranışıyla bir başkasına zarar veren kimse, bu zararı gidermek, onu tazmin etmek zorundadır. Kusur, sorumluluk sebeplerinin başında gelir.
TBK MADDE 49- Kusurlu ve hukuka aykırı bir fiille başkasına zarar veren, bu zararı
gidermekle yükümlüdür.
Zarar verici fiili yasaklayan bir hukuk kuralı bulunmasa bile, ahlaka aykırı bir fiille
başkasına kasten zarar veren de, bu zararı gidermekle yükümlüdür.
2- SÖZLEŞME
Bir kimse sözleşme ile bir başkasının uğrayacağı zararı gidermeye yani tazmin yükümlülüğünü üzerine alabilir. Burada zarara yüklenen kişinin zararın doğmasında kusurlu bir davranışı yoktur. Örnek olarak sigorta sözleşmeleri, kefalet sözleşmeleri ve garanti sözleşmeleri verilebilir.
3- KANUN HÜKMÜ
Zarar görenin zarara katlanması kuralının bir istisnasıdır. Gerçekleşen zarar, kusur ve sözleşmeden bağımsız olarak kanun gereği başka bir kişiye yükletilir. Kanunun sorumluluk sebebi olduğu halde zararın başka bir kişiye yükletilmesi için bunun kusurlu bir davranış veya sözleşmeden doğması gerekmez.
SORUMLULUK HUKUKUNUN AMAÇALRI
Sorumluluk hukukunun en temel amacı kendisini bu hukuka egemen olan kimseye zarar verme ilkesinde gösterir. Bu ilkeye aykırı davranılması halinde sorumluluk hukukunu yaptırımları devreye girer.
- Zararı Önleme Amacı
- Zararı Giderme Amacı
- İhlal Edilen Hakkın Tazminat Hakkına Dönüşmesi
SORUMLULUK HUKUKUNA HAKİM OLAN İLKELER
1-) Bireysel Sorumluluk İlkesi
Borcun ifa edilmemesinden sadece borçlu kişisel olarak sorumludur. Üçüncü bir kişi borcun ifa edilmemesinden sorumlu tutulamaz.
2-) Malvarlığı ile Sorumluluk İlkesi
Borç ödenmediği takdirde alacaklı, kişiye değil kural olarak borçlunun malvarlığın başvurarak alacağını elde etmeye çalışır. Alacaklı bu işlemi devlet organları aracılığıyla yapar. Günümüzde hapis veya para cezası istisnai olarak sadece bazı kıymetli evraklarda veya icra takiplerinde usule uymayı sağlamak için kabul edilmektedir.
3-) Sınırsız Sorumluluk İlkesi
Borçlu ilke olarak malvarlığında yer alan bütün maddi unsurlarla tam olarak sorumludur. Borçlunun sadece bazı malları, bazı sosyal düşüncelerle sorumluluk dışında bırakılmıştır.
4-) Parasal Değer ile Sorumluluk İlkesi
Alacaklı borcunu ifa etmediği için borçlunun malların haciz koydurabilir. Alacaklı alacağını parasal değer ile sorumluluk ilkesi gereğince borçlunun borcunu ifa etmediği için malvarlığını el konulan mallarını aynen kazanmaz ancak icra organlarınca satılan bu malların satış bedelinden alır. Paraya çevrilmeyen alacaklarda aynen icra söz konusu olur. Aynen icra ceza tehdidi veya polis zorlamasıyla olur.
SORUMLULUĞUN KARŞILANMASINA GÖRE TÜRLERİ
1-) Şahıs ile Sorumluluk
Şahıs ile sorumluluk alacaklının borçlunun şahsına yani vücuduna el koymasıdır. Bugün için geçerli olmayıp ancak borç için hapis istisnai bazı hallerde uygulanmaktadır.
2-) Malvarlığı ile Sorumluluk
Borçlunun borcunu ifa edebilmesi için çalışması kazanç elde etmesi gerekir. Hapsedilen veya rehin edilen bir borçlu bu imkandan yoksun kalacağı için bu durum ekonomik yönden alacaklının da aleyhinedir. Malvarlığı ile sorumlulukta borçlu, borcunu ifa etmediği takdirde alacaklı devlet organları aracılığı ile borçlunun malvarlığına el koymakta, sattırmakta ve satış bedelinden alacağını almaktadır. Malvarlığıyla sorumluluk kendi içinde kısımlara ayrılır.
A-Borçlunun Malvarlığı ile Sınırsız Sorumluluğu
Borçlu borçlandığı edimi yerine getirmediği takdirde alacaklıya karşı bütün malvarlığı ile sorumludur. Ancak kanun koyucu bazı ekonomik ve sosyal düşüncelerle tam sorumluluğu sakıncalı bularak ekonomik faaliyette bulunabilmek, yani mal ve hizmet üretebilmek yani insanca yaşayabilmek için borçlunun bazı mallarını sorumluluk dışı bırakmıştır. Böylelikle borçlu kendisine bırakılan bu mallarla yeniden hayatını ve geçimini sağlama imkanını elde etmiştir.
B- Borçlunun Sınırlı Sorumluluğu
Borçlunun sınırlı sorumluluğu eşya ve miktar ile sınırlı sorumluluk olmak üzere ikiye ayrılır. Eşya veya miktar itibariyle sınırlı malvarlığı sorumluluğu taraflar aralarında yapacakları bir sözleşme ile kararlaştırabilirler. Taraflar isterlerse sorumluluğu sadece bazı mallarla da sınırlandırabilirler.
a) Miktarla Sınırlı Sorumluluk
Borçlu borcun miktarı ile sınırlandırılır.
b) Eşyayla ilgili sorumluluk
aa-) Belirli Malla Sınırlı Sorumluluk
Borçlunun sorumluluğu malvarlığının bir bölümüne, bir parçasına veya bir mala ilişkin olabilir. Malvarlığına dahi belirli bir eşya üzerinde bizzat borçlu veya üçüncü kişi tarafından alacaklı lehine tanınan rehin hakkı ile alacaklının malvarlığının sınırsız sorumluluğu saklı kalmak üzere alacaklı alacağını öncelikli ve imtiyazlı olarak rehin konusu maldan elde etme imkanına kavuşur.
bb-) Tereke ile Sınırlı Sorumluluk
Mirasçı sıfatıyla borçlunun sorumluluğu belirli bir konu ile yani tereke ile sınırlandırılmıştır.
SORUMLULUĞUN KAYNAĞINA GÖRE TÜRLERİ
Geniş anlamda sorumluluk sözleşme sorumluluk ve sözleşme dışı sorumluluk olarak ikiye ayrılır. Her iki sorumluluk da amaç itibariyle bir kişinin başka bir kişiye vermiş olduğu zararı gidermeye yöneliktir.
1-) Sözleşme Sorumluluğu
Sözleşmeye dayanan borç ilişkisinden doğan özel yükümlülükler; asli yükümlülükler, yan yükümlülükler olmak üzere ikiye ayrılır. Her iki yükümlülük türü de alacaklı ve borçlu arasında söz konusu olup bunların ihlali halinde sözleşme sorumluluğun söz konusu olur. Özel bir yükümlülüğe aykırı bir davranış sonunda borçlunun alacaklıya vermiş olduğu zararı tazmin yükümlülüğüne, sözleşme sorumluluğu denir. Zarar verenle zarar gören arasında zarardan önce hukuki bir ilişkinin mevcut olup olmamasına göre hukuk düzeni sözleşme sorumluluğunu farklı hükümlere bağlamıştır.
2-) Sözleşme Dışı Sorumluluk
Sözleşme dışı sorumlulukta hukuk düzeninin herkese yüklediği genel ve objektif bir yükümlülüğün ihlalinden doğan zarardan sorumluluk söz konusu olmaktadır. Sözleşme dışı sorumlulukta zarardan önce taraflar arasında hukuki bir ilişki mevcut değildir bu ilişki anacak zarar verici olayın gerçekleşmesinden sonra doğmaktadır. Zarar verenle zarar gören arasında zarardan önce hukuki bir ilişkinin mevcut olup olmamasına göre kusursuz sorumluluk hukuk düzenince farklı hükümlere bağlanmıştır.
A- Kusursuz Sorumluluk
Haksız fiille için kural olarak kusura dayanan sorumluluk benimsenmekle birlikte bir kimse bazı durumlarda kusursuz olsa bile verilen zarardan sorumlu tutulmuştur. Kusursuz sorumluluk hallerinde fiil, hukuka aykırılık, zarar ve illiyet bağı unsurları aranır.
Kusursuz sorumlulukta kusur unsur olarak aranmadığından sorumlu kişinin veya fiillerinden sorumlu olan kişilerin ayırt etme gücüne sahip olmaması sorumluluğu ortadan kaldırmaz .
Kusursuz sorumluluk genellikle yardımcı kişilerin veya fiilinden sorumlu olunan kişilerin sorumluluğunda görüldüğü üzere başkasının fiilinden doğan sorumluluklara ilişkindir.
Kusursuz sorumluluk sadece insan davranışlarına ilişkin değildir. Zararın doğuran olgu umulmayan hallerden dolayı da ortaya çıksa sorumluluk işi zararlı tazminle yükümlüdür. Kusursuz sorumluluğun söz konusu olacağı haller kanunlarda belirtilmiştir. Kanunda sayılanlar dışında kusursuz sorumluluk halleri üretilemez yani kanunda açıkça belirtilmedikçe kusurlu olmayanlar zarardan sorumlu olmayacaklardır.
Kusursuz sorumluluk olağan sebep sorumluluğu (özen sorumluluğu), tehlike sorumluluğu ve hakkaniyet sorumluluğu olmak üzere üçe ayrılır.
B- Kusur Sorumluluğu
Haksız fiil sorumluluğunda kural kusur sorumluluğudur. Buna göre kusur yoksa haksız fiilin diğer unsurları bulunsa bile sorumluluk söz konusu olmayacaktır.
SORUMLULUKLA İLGİLİ GENEL HÜKÜMLER
SORUMLULUK SEBEPLERİNİN ÇOKLUĞU (SEBEPLERİN YARIŞMASI)
TBK MADDE 60- Bir kişinin sorumluluğu, birden çok sebebe dayandırılabiliyorsa hâkim, zarar gören aksini istemiş olmadıkça veya kanunda aksi öngörülmedikçe, zarar görene en iyi giderim imkânı sağlayan sorumluluk sebebine göre karar verir.
Bir davranışın hem borca aykırılık hem de haksız fiil teşkil edebilmesi mümkündür. Öğretide borca aykırılığın söz konusu olduğu olayda haksız fiil hükümlerine başvurulmasının mümkün olmadığı veya aksi durumda yani haksız fiilin bulunduğu bir olayda borca aykırılık sebebine başvurulamayacağı savunulmasına karşı baskın hakim görüş hukuki olguları gerçekleşen sorumluluk hallerinin birbiriyle yarışacağı kabul edilmektedir.
Borca aykırılık ve haksız fiil sebeplerinin birleşmesi dışında bir kişi kusur sorumluluğu ve kusursuz sorumluluk sebebiyle sorumlum olabilir; hatta birden fazla kusursuz sorumluluk hali aynı kişide gerçekleşebilir.
Aynı sebebe dayanarak aynı zararın iki defa tazmini mümkün değildir. Ancak zarar gören zararını tazmin edinceye kadar sorumluluğu farklı hukuki sebebe dayanan veya zarara sebep olan diğer kişilere ayrı ayrı veya birlikte dava açabilir.
MÜTESELSİL SORUMLULUK
Müteselsil sorumluluk kendi irade beyanlarına veya kanundan doğan bir sorumluluk nedenine dayanmaktadır.
1-)MÜTESELSİL BORÇLULUK
TBK MADDE 162- Birden çok borçludan her biri, alacaklıya karşı borcun tamamından
sorumlu olmayı kabul ettiğini bildirirse, müteselsil borçluluk doğar.
Böyle bir bildirim yoksa, müteselsil borçluluk ancak kanunda öngörülen hâllerde
doğar.
2-)MÜTESELSİL SORUMLULUK (TALEPLERİN VEYA SORUMLULUKLARIN YARIŞMASI)
Müteselsil sorumluluk zarar veren bir olay nedeniyle doğan sorumluluğu birden fazla kişinin üstlenmek zorunda olmasıdır.
Müteselsil sorumluluk hem maddi zararın hem de manevi zarar tazmininde söz konusu olur. Birden çok kişinin bir zarardan sorumlu olması için bu zararın tek ve aynı zarar olması gerekir. Bölünemeyen ve zarar verenlerden her birine paylaştırılması mümkün olmayan zarara tek zarar denir. Buna karşılık zarar verenlerden her biri bağımsız bir zarara neden olmuş veya zararın tespiti mümkün bir kısmına sebep olmuşsa müteselsil sorumluluk değil kısmi sorumluluk konusu olur. Bu takdirde zarar verenlerden her biri sebep olduğu zararı veya kısmi zararı tazmin eder.
3-) MÜTSELSİL SORUMLULUKTA İLKELER
- Sorumlulukların Paylaştırılması İlkesi: Aynı zarardan sorumlu olan birden çok kişinin kısmi sorumluluğu söz konusudur. Zarar verenlerden her biri zarara sebep olduğu oranda sorumludur.
- Sorumlulukların Toplanması İlkesi: Birden çok kişiden her biri diğerinden bağımsız olarak zararın tamamından sorumludur. Zarar gören uğradığı zararı sorumluların her birinden ayrı ayrı talep eder. Birinin zararı tazmin etmesi diğerinin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.
- Sorumlulukların Yarışması İlkesi: Tazminat yükümlülerinden her biri zarar görene karşı diğer yükümlü veya yükümlüler tarafından zararın tamamı tazmin edilinceye kadar sorumludur. Burada zarar bir defa tazmin edilir. Ancak zarar görenin zararı tazmin edilinceye kadar zarar verenlerin tamamı bundan sorumlu olur. Tazminat yükümlülerinden biri zararı tazmin ettiği oranda diğerleri sorumluluktan kurtulmaktadır.
Müteselsil sorumluluk üç halde doğabilir. Birinci halde, zarar verenlerden her birinin ayrı ayrı sorumlu olduğu iki veya daha fazla sebep bir araya gelmekte ve bu suretle zararlı sonucu meydana getirmektedir.
İkinci halde ise zarar, iki veya daha çok sebepten değil, hukuken önem taşıyan bir tek sebepten doğmaktadır. Ancak, burada hukuk düzeni bu tek sebep için iki ayrı kişiyi sorumlu tutmaktadır.
Üçüncü halde ise, zarar yine bir tek sebepten meydana gelmekle birlikte, sorumluluk hukukuna göre bu zarardan sadece bir kişi sorumlu olmaktadır. Ancak zarar veren yanında üçüncü bir kişi de bir sözleşme gereğince söz konusu zararı gidermeyi üzerine almaktadır.
4-) MÜTESELSİL SORUMLULUĞU DOĞURAN SEBEPLER
Sorumluluğa sebep olanlar birlikte zarara yol açabilecekleri gibi ayrı ayrı zararın bir kısmını oluşturmuş olabilir buna rağmen sorumlular birlikte kusurlu oldukları zararı tamamından sorumludur.
A- BİRDEN ÇOK KİŞİNİN AYNI ZARARA AYNI SEBEPLE BİRLİKTE SEBEP OLMALARINDAN DOĞAN MÜTESELSİL SORUMLULUK
Birden çok kişinin aynı zarara birlikte sebep olmalarından doğan zarar aynı sebebe dayanan zarardır. Müteselsil sorumluluğu doğuran aynı sebep veya birlikte sebep kusur olabileceği gibi sözleşme veya kanunda olabilir.
a-) Birden Çok Kişinin Kusur Sorumluluğuna Dayanan Tazminat Yükümlülüğü
aa-)Birden Çok Kişinin Kusur Sorumluluğuna Dayanan Yükümlülük
Birden çok kişi aralarında önceden veya en geç olay sırasında anlaşarak, bilerek, isteyerek ya da en azından birbirlerinin davranışından haberdar olarak haksız bir fiille zarara sebep oldukları takdirde ortak kusur sorumluluğu söz konusu olur. Ortak kusur şartının varlığı birden çok zarar veren de birlikte davranma iradesinin bulunmasına bağlıdır. Bu kasta veya ihmale dayanabilir.
Birden çok kişinin ortak kusur sorumluluğunu doğması için üç şartın bir arada bulunması gerekir. Bunlar zarara birlikte sebep olmak ortak kusur ve tek zarar şartlarıdır.
Ortak illiyet, yarışan illiyet ve seçimlik illiyet hallerinde birlikte sebep olma şartı gerçekleşmiş olur. İkinci şart ortak kusurdur. TBK m. 61’e göre, ortak kusurun mevcut olması için zarar verenlerin haksız fiilin işlenmesi hususunda olaydan önce veya olayın icrası sırasında birbirleriyle anlaşmaları ya da hiç olmazsa birbirlerinin zarar verici davranışlarından haberdar olmaları gerekir.
ii-) Kast Ortaklığına Dayanan Müteselsil Sorumluluk
Burada zarar verenler arasından önceden veya fiilin gerçekleştirilmesi sırasında açık ya da örtülü bir anlaşma bir haksız fiil ortaklığı vardır. Ancak birlikte davranmak bilerek, isteyerek zarar verme iradesini mutlaka haksız fiilden önce oluşması gerekmez. Zarar verenler kast birliğine haksız fiili işlediği sırada da varabilirler.
ii-) İhmal Ortaklığına Dayanan Müteselsil Sorumluluk
Zarar verenler arasında gerekli dikkat ve özeni göstermeleri halinde birbirlerinin davranışından haberdar olacaklarsa ihmal birliği söz konusu olur. İhmal birliği zarar verenlerde3n birinin ihmali diğerinin ise kasıtlı veya ihmali davranması halinde gerçekleşir.
iii-) Haksız Fiile Katılma Şekli
Kusur ortaklığında zarar verenler haksız fiile çeşitli konumlarda katılabilir. Birden çok zarar veren haksız fiile asıl fail, teşvik eden (azmettiren) veya yardımcı sıfatıyla katılabilir. Fail, teşvik eden ve yardımcı ilke olarak aynı şekilde sorumludur. Çünkü haksız fiil dolayısıyla zarar bunların hepsinin işbirliği yani zarar verici olaya maddi ve manevi katkılarıyla gerçekleşmektedir. Haksız fiile katılma bizzat maddi fiili işleme veya böyle bir fiili teşvik etme şeklinde olabileceği gibi haksız fiilin işlenmesine yardım şeklinde de olabilir. Burada asıl fail zarara kendi fiiliyle doğrudan doğruya sebep olan kişiyi teşvik eden haksız fiil fikrini ortaya atan veya haksız fiilin işlenmesi için diğerlerini yönlendiren kişi, yardımcı ise haksız fiilin işlenmesini kolaylaştıran buna yardım eden kişiyi, yataklık eden haksız fiil işlendikten sonra delillerin ortaya çıkmasına engel olacak veya zarar görenin hakkına kavuşmasını güçleştirecek davranışlarda bulunan ve bu suretle asıl faile yardım eden kişiyi anlatır.
Asli failin birden çok olması da mümkündür. Bu takdirde bunlardan her biri ortak fail adını alır. Teşvik edenin, yardımcının ve yataklık edenin de birden çok olması da mümkündür. Ortak kusur halinde tazminattan indirim sebepleri zarar verenlerden her biri için bağımsız olarak göz önünde tutulur.
bb-) Birden Çok Kişinin Ayrı Ayrı Kusurlarıyla Oluşan Sorumluluğa Dayanan Yükümlülüklere
Birden çok kişinin bağımsız kusur sorumluluğunda zarar verenlerin her biri kendi kusurlu davranışıyla zarara sebep olmakla birlikte aralarında bilinçli bir iş birliği veya birbirlerinin davranışlarından haberleri yoktur. Birden çok zarar verenin bağımsız kusura dayanan sorumlulukları da TBK Madde 61.’e göre aynı sebepten doğan müteselsil sorumluluk sayılmalıdır.
b-) Birden Çok Kişinin Kusursuz Sorumluluğa Dayanan Yükümlülükleri
Birden çok zarar veren verdikleri zarar nedeniyle aynı veya değişik türden kusursuz sorumluluk haline göre tazminat yükümlüsü olabilir.
c-) Birden Çok Kişinin Sözleşme Sorumluluğuna Dayanan Yükümlülükleri
Bu hallerde de birden çok kişi gerçekleşen zararı müteselsil sorumluluk esasına göre tazmin etmek zorundadır.
B- BİRDEN ÇOK KİŞİNİN AYNI ZARARDAN VE FARKLI SEBEBPLERDEN DOLAYI SORUMLULULARI( EKSİK TESELSÜL )
Burada birden çok kişinin aynı zarardan çeşitli sebeplerden dolayı sorumlulukları söz konusu olmaktadır. Bu suretle bir zararı birden çok zarar verenden biri haksız fiil diğeri sözleşme bir başkası da özen veya tehlike sorumluluğuna göre tazmin zorundadır.
5-)MÜTESELSİL SORUMLULUKLARININ HÜKÜM VE SONUÇLARI
A- DIŞ İLİŞKİDE MÜTESELSİL SORUMLULUK İLKESİ
Zarar verenlerle zarar görenler arasındaki ilişkiye dış ilişki denir. Dış ilişki zarar görenin uğramış olduğu zararın tazminini zarar verenlerden hangi esaslara göre talep edeceği orunuyla ilgilidir.
a-) Zarar Görenin Zarar Verenlere Karşı Durumu
Zarar gören tazminatın tamamını dilediği takdirde zarar verenlerin tamamından talep edebileceği gibi bir kısmından veya sadece birinden de talep edebilir. Yine zarar görenin tazminat alacağının bir kısmını bir zarar verenden diğer zarar verenden istemesi mümkündür.
b-) Zarar Verenlerin Zarar Görenlerin Karşısındaki Durumları
aa-) Dış İlişkide Kusur Dağılımı Yapılmaması
Davalı zarar veren tazminatın diğer zarar verenlerden istenmesini ileri süremez. Çünkü dava edilen zarar verende dahil zarar verenlerin tümü tazminatın tamamından sorumludur. Zararın yükü sorunlular arasında paylaştırılmaz, dış ilişkide kusur dağılımı yapılmaz.
bb-) Borçtan Kurtulma
TBK Madde 166’ya göre borçlulardan biri ifa veya takasla borcun tamamını veya bir kısmını sona erdirmişse bu oranda diğer borçluları da borçtan kurtarmış olur.
cc-) Ortak Defilerin İleri Sürülmesi
Ortak defiler zarar görenin durum ve davranışından özellikle de müteselsil sorumluluğun sebep ve konusundan doğan defilerdir. Bu tür defileri zarar verenlerden her biri zarar görene karşı ileri sürebilir. Ortak defiler dış ilişkide tazminat hesaplanırken göz önünde tutulur ve zarar verenlerin tamamı bundan yararlanır. TBK Madde 164’e göre ortak defileri ileri sürmeyen bir müteselsil sorumlu diğerlerine karşı iç ilişkide sorumlu olur.
dd-) Kişisel Defilerin İleri Sürülmesi
Ortak defiler dışındaki defiler kişisel defilerdir. Kişisel defiler kendi içinde ikiye ayrılır. Birinci tür kişisel defiler her bir zarar verenin durum ve davranışına ilişkindir. İkinci tür defiler ise zarar görenle zarar verenin durum ve davranışlarının karşılaştırılmasına ilişkindir. Kişisel defiler özellikle zarar verenlerden birinin hafif kusuru, tazminat hesaplanırken dış ilişkide göz önünde tutulmalı ve böylece onun tazminat borcu indirilerek zarar görene karşı müteselsil sorumlu diğer sorumlulardan birlikte bu indirimli tazminat miktarıyla sınırlı olmalıdır.
ee-) Zaman Aşımının Kesilmesi
Zamanaşımı müteselsil borçlulardan veya bölünemeyen borcun borçlularından birine karşı kesilince, diğerlerine karşı da kesilmiş olur.
c-) Karşılıklı Sorumluluk
Sorumluluğa yol açan birden fazla davranış veya olayda birden fazla kişi zarar uğramışsa bu zarara uğrayanların sorumluluğu birbirlerine karşı ise karşılıklı sorumluluk söz konusu olur. Zarar gören zarar verene karşı onun zararını tazminle yükümlü ancak aynın sorumluluktan doğan olay sebebiyle kendi zararında ondan talep hakkına sahiptir. Karşılıklı sorumlulukta sorumlulukların sorumluluğu kusura dayanıyorsa her bir zararı diğerinin kusurunu dikkate alarak tazmin talebinde bulunabileceği gibi kendi zararının tazmini bakımından da birlikte kusuru olarak dikkate alınır.
Taraflardan birinin sorumluluğu kusur diğerininki kusursuz sorumluluğa dayanıyorsa herkes kendi zararını sorumluluğa ilişkin talep hakkı veren düzenlemeye dayanarak diğerinden talepte bulunur ancak karşı tarafın kusuru veya sorumluluğu doğuran olayın etkisi birlikte kusuru ya da indirim sebebi olarak değerlendirilir. Her iki tarafında kusursuz sorumlu olması durumunda her tarafa kendi hukuki sebebine dayanır. Karşı tarafın sorumluluğu doğuran olayın etkisi zararın indirilmesi sebebi olarak dikkate alınır.
B- İÇ İLİŞKİDE MÜTESELSİL SORUMLULUK İLİŞKİSİ
Zarar verenlerin iç ilişkiye iç ilişki adı verilir. İç ilişkide zararın tazmininden sonra zarar verenlerin birbirleriyle olan ilişkileri özellikle rücu ilişkisi, yani hangi zarar verene zararın hangi kısmını kesin olarak üstleneceği tazminatı zarar verenler arasında nasıl paylaştırılacağı söz konusu olur.
TBK MADDE 62- Tazminatın aynı zarardan sorumlu müteselsil borçlular arasında
paylaştırılmasında, bütün durum ve koşullar, özellikle onlardan her birine yüklenebilecek
kusurun ağırlığı ve yarattıkları tehlikenin yoğunluğu göz önünde tutulur.
Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen kişi, bu fazla ödemesi için, diğer
müteselsil sorumlulara karşı rücu hakkına sahip ve zarar görenin haklarına halef olur.
Müteselsil sorumlulukta, sorumluların birbirlerine karşı rücu ilişkisinde göz önünde tutulacak ilkeler TBK Madde 62/1’de düzenlenmiştir.
TBK Madde 62/2 de ise müteselsil sorumlulardan biri tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödediği takdirde diğer müteselsil sorumluya veya sorumlulara hangi esaslar içerisinde rücu edeceğini düzenlemektedir. Maddeye göre rücu da pay esası geçerlidir.
TBK MADDE 167/2 Kendisine düşen paydan fazla ifada bulunan borçlunun, ödediği fazla miktarı diğer borçlulardan isteme hakkı vardır. Bu durumda borçlu, her bir borçluya ancak payı oranında
rücu edebilir
Sözleşmeye dayalı müteselsil borçlarda rücu düzenini belirlemiştir. Aynı husus
KTK MADDE 88/2 Birden fazla kişinin sorumlu olduğu durumlarda,
bunlar arasındaki ilişki bakımından zarar, olayın bütün şartları değerlendirilerek paylaştırılır.
Özel durumlar ve özellikle araçların işletme tehlikeleri, zararın iç ilişkide başka türlü
paylaştırılmasını haklı göstermedikçe, işletenler ve araç işleticisinin bağlı olduğu teşebbüs sahipleri kusurları oranında zarara katlanırlar.
Kusur, hafif ihmalden başlayarak en ağır şekli olan kasta doğru bir yükselme gösterir. Rücu ilişkisinde kasten zarar veren ihmali ile zarar verene oranla yüksek bir paya sahip olur.
Birlikte zarar verenlerin yarattıkları tehlikenin yoğunluğundan amaç, onların davranış, faaliyet veya işletmelerinin zararlı sonucun doğmasındaki etkinlik ve elverişlilik derecesidir.
a-) Müteselsil Sorumluların Aynı Zarara Aynı Tür Sebeple Birlikte Neden Olmaları Halinde Uygulanacak Rücu Hali
Zararı doğuran birlikte ya da aynı tür sebebe örnek olarak kusur (haksız fiil) sorumluluğu, akdi sorumluluk ve kusursuz sorumluluk halleri gösterilebilir.
Müteselsil sorumluluk haksız fiil yoluyla zarar verenlerin ortak veya bağımsız kusurlarından doğmuşsa, ilk planda müteselsil sorumluların kusur dereceleri göz önünde tutulur. Aynı ilke sözleşmenin birden çok kişi tarafından kusurlu ihlali halinde de ihlal edenlerin kusur oranları göz önünde tutularak uygulanır.
Kusursuz sorumlulukta özen sorumluluğunda da zarar aynı veya birden çok özen sorumluluğundan doğmuş ve sebep sorumlularının her ikisin de (ek) kusurlu ise hakim, rücu ilişkisinde bunların ek kusurları oranında; kusursuz, iseler sorumluluk sebebin zararın doğumuna yaptığı katkı oranında karar verir. Buna karşılık, özen sorumlularından biri ek kusurlu, diğeri kusursuz ise, ek kusurlu olan zarardan kusuru oranında daha fazla payı üstlenmek zorundadır.
Tehlike sorumluluklarında rücu ilişkisi, sorumlu kişiler kusursuz ise, tehlike derecesine, kusurlu iseler, kusur oranına, biri kusurlu, diğeri kusursuz ise, kusurlu olan ek kusur oranında fazla ödemek zorundadır.
b-) Çeşitli Sebeplerden Doğan Müteselsil Sorumlulukta Rücu Düzeni
Birden çok kimse çeşitli sebeplere yani haksız fiile, sözleşme ve kusursuz sorumluluğa göre aynı zarardan sorumlu oldukları takdirde rücu ilişkisinde yine TBK 62. Maddede yer alan ilkelere göre rücu ilişkisi uygulanacaktır. Burada da dış ilişkide zararı kim tazmin ederse etsin rücu ilişkisinde zararın giderilmesi ilke olarak kusur sorumlusunun üzerinde kalmalıdır.
Zarar gören tek taraflı bir işlemle veya zarar verenlerden birisiyle yaptığı bir ibra veya sulh sözleşmesiyle diğerleri aleyhine rücu düzen ve sırasını değiştiremez.
aa-) Kusur Sorumluları
Buradaki kusur zarar verenin kişisel kusurudur. Bir sebep sorumlusunun kişisel kusur yoksa yardımcısının kusuru kendi kusuru sayılmaz. Böyle bir halde rücu ilişkisinde sebep sorumlusu en son sırada yardımcısı ise ilk sırada yer alır. Fakat ek kusuru bulunan sebep sorumlusu da kusur sorumlusu sayılır ve zararı ilk kategoride taşır.
Kusur sorumluları ancak kendi aralarında ve kusurlarının ağırlığı oranında rücu hakkına sahip olurlar.
Kusur sorumlusu akdi sorumluya veya ek kusuru bulunmayan sebep sorumlusuna rücu edemez.
bb-) Akdi Sorumlular
Bunlar bir sözleşmenin ihlalinden doğan zarardan sorumlu olan kişiler veya bir sözleşmede zararı tazmin zorunda bırakılan kişilerdir.
Zarar verenler arasında birden çok akdi sorumlunun bulunması halinde tazminatı ödeyen akdi sorumlu diğer akdi sorumluya/sorumlulara rücu eder. Akdi sorumlular arasındaki rücu kusurları ve sözleşmenin niteliği göz önünde bulunarak gerçekleştirilir.
Akdi sorumlular rücu ilişkisinde kusur sorumlularından sonra kusursuz sorumlulardan önce gelir. Akdi sorumlu kusursuz sorumluya rücu edemez bunun tek istisnası sebep sorumlusunun ek kusurlu olmasıdır.
cc) Kusursuz Sorumlular
Dış ilişkide tazminatı sebep sorumlularından biri ödemişse kusur sorumlusuna veya akdi sorumluya rücu edebilir.
Tazminatın kendi payına düşeninden fazlasını ödeyen müteselsil sorumlu bu fazla ödeme için rücu hakkına sahip olduğu diğer sorumlulara karşı zarar görenin haklarına halef olur. Halefiyet her türlü müteselsil sorumlulukta geçerlidir.
c- Kendisinden Tazminat İstenen Kişinin Durumu Bildirme Yükümlülüğü
TBK MADDE 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin
öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu
kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar.
Kendisinden tazminat istenen kişiye, bu durumu birlikte sorumlu olduğu kişilere bildirim yükü getirilmiştir. Kendisinden tazminat istenen kişi bu bildirim yükümlülüğünü yerine getirilmezse, zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihten işlemeye başlayacaktır.
d- Rücu İsteminde Zamanaşımı
TBK MADDE 73- Rücu istemi, tazminatın tamamının ödendiği ve birlikte sorumlu kişinin öğrenildiği tarihten başlayarak iki yılın ve her hâlde tazminatın tamamının ödendiği tarihten başlayarak on yılın geçmesiyle zamanaşımına uğrar.
Tazminatın ödenmesi kendisinden istenilen kişi, durumu birlikte sorumlu olduğu
kişilere bildirmek zorundadır. Aksi takdirde zamanaşımı, bu bildirimin dürüstlük kurallarına göre yapılabileceği tarihte işlemeye başlar.
HUKUK VE CEZA MAHKEMESİ KARARLARININ BİRBİRLERİNE ETKİLERİ
HAKSIZ FİİL VE SUÇ KAVRAMLARI İLE BİRBİRLERİ ARASINDAKİ ETKİLEŞİM
TBK MADDE 74- Hâkim, zarar verenin kusurunun olup olmadığı, ayırt etme gücünün
bulunup bulunmadığı hakkında karar verirken, ceza hukukunun sorumlulukla ilgili
hükümleriyle bağlı olmadığı gibi, ceza hâkimi tarafından verilen beraat kararıyla da bağlı değildir.
Aynı şekilde, ceza hâkiminin kusurun değerlendirilmesine ve zararın belirlenmesine
ilişkin kararı da, hukuk hâkimini bağlamaz.
Zarar sonucu doğuran haksız bir fiil çoğu zaman Ceza Hukukuna göre suç teşkil eden bir fiil niteliğini taşır.
Yargılama sürecinde hakim somut olay hakkında karar verirken uygulanacak Hukuk Kuralında aranan unsurların gerçekleşip gerçekleşmediğini araştırmakla mükelleftir. Bu hem Hukuk hem de Ceza Yargılaması için geçerlidir.
Bu tür hukuka aykırı fiiller, borçlar hukuku acısından, birer haksız fiil olarak kabul edildiği halde, ceza hukuku açısından, suç teşkil etmezler. Böyle bir hukuka aykırı fiilin işlenmesi durumunda, işlenen bu fiil, aslında, bir haksızlık oluşturmakta fakat, bu fiil, kanunda açıkça suç olarak tanımlanmamış olduğu için cezalandırılmamaktadır.
Haksız fiilin unsurlarından olan zararın gerçekleşmesi fiilin haksız fiil olarak kabul edilmesi için zorunludur. Zarar gerçekleşmemişse fail tazminat ödemeye mahkum edilemez. Halbuki, cezai sorumluluk için bir zararın gerçekleşmesi şartı aranamaz.
Özel Hukuka göre haksız olan bir fiil, çoğu kez Ceza Hukukuna göre de bir suç teşkil eder. Başka bir anlatımla, çoğu kez ceza kanunlarının yasakladığı fiiller, bu kanunların teminat altına aldığı hakları ihlal ederken bu hakların korunması amacıyla, aynı zamanda hukuken tazmini gerektiren bir fiil niteliği de taşırlar.
Ceza Hukukunda birçok suçta, unsur olarak kast aranırken, haksız fiilde sorumluluğun doğması için kast kadar ihmal, hatta hafif ihmal de yeterlidir.
Hukuk hakimi, ceza kararı karşısında her şeyden önce kusurun varlığı ve derecesi yönünden bağımsızdır. Kararın, mahkumiyet veya beraat kararı olması sonucu değiştirmez. Durum kararın miktarının tayini yönünden de aynıdır.
Hukuk hakimine, tanınmış olan bağımsızlık ilkesini bazı hallerde uygulanamaz. Bu haller bağımsızlık ilkesinin istisnaları olup şu şekilde sıralanabilir.
1) Kusurun takdiri ve zararın miktarının tespiti dışındaki mahkumiyet kararları hukuk hakimini bağlar.
2) Ceza Mahkemesinde verilen karar maddi olguların mevcut olup olmadığı hususunda hukuk hakimini bağlar.
3) Kanun bir fiile haksız fiil niteliğini verilmesi için bir suç olmasını aramakta ise ceza hakimini suç diye nitelendirdiği fiili hukuk hakimini bağlar.
4) Hem suç hem haksız fiil teşkil eden fiiller için Ceza Kanununda daha uzun süreli bir zamanaşımı süresi tespit edilmişse, hukuk hakimi bu ceza zamanaşımı süresiyle bağlanır.
Ceza Mahkemesinde görülmekte olan dava ile Hukuk Mahkemesinde devam eden dava arasında bağlantı bulunuyorsa hukuk hakimi, Ceza Mahkemesine vereceği hükmü bekletici sorun yapabilir.
Aynı fiilin hem suç hem de haksız fiil teşkil ettiği durumlarda Ceza Mahkemesinde devam etmekte olan dava ile Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan dava arasında bağlantı olduğu ve ceza Mahkemesinin vereceği kararın kısmen de olsa Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan tazminat davasının kararını etkileyeceğini düşünmesi halinde hukuk hakimi Ceza Mahkemesinde görülmekte olan ceza davasını bekletici sorun olarak kabul ederek bunu ara kararında belirttikten sonra Ceza Mahkemesinin kararı kesinleşene kadar Hukuk Mahkemesinde görülmekte olan davayı erteleyecektir. Hukuk Mahkemesi bekletici sorun kararı bir ara karar olduğunda Hukuk Mahkemesi her zaman bu kararından dönebilir.
başka bir mahkemenin veya merciin karara bağlanmasının gerekli olduğu bir ön sorunun varlığı halinde bekletici sorun yoluna başvurmak zorunludur.
Bekletici sorun bir davada, davalı tarafından öne sürülmüş bir iddianın davayı gören mahkemenin görevi dışında kullanması halinde de söz konusu olabilir.
Kural olarak ceza mahkemesinin beraat kararları hukuk mahkemesi bakımından bağlayıcı olmasa da, maddi vakıayı tespit eden beraat kararları hukuk mahkemesi nezdinde kesin delil teşkil etmemektedir. Bu bağlamda eylem sabit olmamakla birlikte eylemin sanık tarafından gerçekleştirilmediğinin kesin olarak tespitine dayalı olarak verilen beraat kararı, sanık hakkında aynı eylemden dolayı açılmış olan tazminat davasında, hukuk mahkemesi bakımından kesin delil hükümdedir.
Yine ceza davasına konu eylemin hiç gerçekleştirmediğinin tespiti halinde verilecek beraat kararı da hukuk mahkemesi bakımından kesin delil hükmündedir.
Ceza davasında yapılan yargılama neticesinde sanığın atılı suçu işlediğine dair her türlü şüpheden uzak somut, kesin, inandırıcı delil elde edilemediğinden sanığın beraatine karar verilmesi halinde bu karar hukuk mahkemesini bağlamaz. Çünkü Ceza mahkemesinde mahkumiyet için gerekli görülmeyen deliller hukuk mahkemesinde açılacak davada yeterli görülebilir.
Hakkında “ceza verilmesine yer olmadığına kararı” verilen kişinin, eyleminin aynı zamanda haksız fiil teşkil etmesi halinde medeni hukuk hükümleri gereğince sorumluluğu devam edecektir. Ceza mahkemesinin vermiş olduğu karar eylemin sabitliği ve maddi vakıaların varlığı konusunda bir tespit hükmü niteliğindedir. Ceza yargılamasında ilgili kişi hakkında “ceza verilmesine yer olmadığına kararı” verilebilmesi için öncelikle bu kişinin yargılaması ve eylemin sanık tarafından işlendiğinin tereddüde yer vermeyecek şekilde ispatlanması gerekmektedir. Burada eylemin hukuka aykırılığı devam etmektedir.
Ceza mahkemesinin mahkumiyet kararı, fiili ve özellikle bu fiilin haksız (hukuka aykırı) nitelikte olduğunu tespit etmesi halinde bu karar hukuk hakimini bağlayacaktır.
Hukuki hakimi aynı zamanda suç teşkil eden haksız fiillerde failin kusurlu olup olmadığı veya kusurun derecesini belirlerken, ceza hukukunun kusurla ilgili ilkeleriyle bağlı değildir. Kanunun, bu düzenlemesinin gerekçesi ceza hukukunun kusur anlayışıyla borçlar hukukunun kusur anlayışının tamamen farklı olmasına dayanmaktadır. Ceza hukukunda bir suçun doğması için asıl kural kastın bulunmasıdır. Kast yoksa kural olarak suç mevcut değildir. İhmal ceza hukukunda istisnaen suçun sübjektif unsurunu teşkil eder. Halbuki, borçlar hukukunda hafif ihmal dahi tazminat yükümlülüğünün doğumu için yeter.
Ceza mahkemesi sanığın mahkumiyetine karar vermiş olsa da hukuk hakimi söz konusu suçun herhangi bir maddi veya manevi zarara sebebiyet vermediğinden bahisle açılan tazminat davasını reddedebilir.
Zarar unsuru, ceza mahkemesinin mahkumiyet kararına konu suçun unsuru niteliğinde ve mahkeme bunun varlığını tespit etmiş ise, hukuk hakimi zararın miktarı noktasında ceza mahkemesinin kararından bağımsız olsa da, zararın varlığı konusunda ceza mahkemesinin kararını dikkate almak zorunda olduğudur. Ceza hukukunda fiili işlediği zaman akıl hastası olan, dolayısıyla ayırt etme gücüne ( isnad kabiliyetine) sahip olmayan faile ceza verilmez. (TCK m. 32/1) Oysa hakkaniyet gerektirdiği takdirde ayırt etme gücüne sahip olmayan aynı failin TBK m. 65 gereğince tazminattan sorumlu tutulması mümkündür. Aynı şekilde failin ceza sorumluluğu için aranılan isnad kabiliyeti ile hukuki sorumluluğu için gerekli olan ayırt etme gücü de farklı kavramlardır.
Kusurun veya temyiz kudretinin mevcut olmadığına ilişkin beraat kararları hukuk hakimini bağlamayacaktır. Çünkü, hukuk hakimi, kusur ve temyiz kudretini tayin konusunda ceza hukukunun sorumluluğa ve isnat yeteneğine ilişkin hüküm ve ilkeleriyle bağlı değildir.
Ayrıca belirtmek gerekir ki savcının takipsizlik verdiği bir olay hukuk hakiminin önüne gelirse takipsizlik kararına bağlı olmadan yargılama yapması ve karar vermesi gerekecektir.
Genel af kararının yürürlüğe girmesi ile birlikte ceza davasının düşmesine karar verilmiş olması veya kesinleşen mahkumiyetin bütün sonuçlar ile ortadan kalkması söz konusu ise de sanığın ya da hükümlünün eylemi af uygulaması ile ortadan kalkmadığından bütün hukuki sonuçlarını meydana getirecektir. Bundan dolayı fiilden dolayı kişi hakkında hukuk mahkemesinde tazminat davası açılmasına bir engel yoktur.
Özel af uygulaması sadece cezanın infazına yönelik olması nedeniyle eylem cezai ve hukuki bütün sonuçlarını doğurmaya devam ettiğinden, kişi aleyhine hak talebinde bulunacak olan kişiler hukuk mahkemesinde dava açabilirler. Kişinin cezası kesinleştikten sonra çıkarılan özel af nedeniyle verilen ceza infaz edilmese de özel affa konu mahkumiyet kararı maddi vakıalar nedensellik bağı hukuka aykırılık ve kusurun varlığı konularında hukuk mahkemesini bağlayıcıdır.
CEZA MAHKEMESİNİN HUKUK MAHKEMESİ KARARINDAN ETKİLENMESİ
CMK Madde 218 – (1) Yüklenen suçun ispatı, ceza mahkemelerinden başka bir
mahkemenin görev alanına giren bir sorunun çözümüne bağlı ise; ceza mahkemesi bu sorunla ilgili olarak da bu Kanun hükümlerine göre karar verebilir. Ancak, bu sorunla ilgili olarak görevli mahkemede dava açılması veya açılmış davanın sonuçlanması ile ilgili olarak
bekletici sorun kararı verebilir.
(2) Kovuşturma evresinde mağdur veya sanığın yaşının ceza hükümleri bakımından
tespitiyle ilgili bir sorunla karşılaşılması halinde; mahkeme, ilgili kanunda belirlenen usule göre bu sorunu çözerek hükmünü verir.HMK MADDE 214- (1) Belgenin sahte olmadığına dair hukuk mahkemesince verilen karar kesinleştikten sonra, söz konusu belge hakkında ceza mahkemesinde de sahtelik iddiası dinlenmez.
(2) Ceza mahkemesince belgeyi düzenleyen hakkında ceza verilmesine yer olmadığı
ya da beraat kararı verilmiş olması, hukuk mahkemesinin belgenin sahteliğini incelemesini engellemez.
TÜRK CEZA HUKUKUNDA TAZMİNAT YAPTIRIMI VE ŞİKAYETTEN VAZGEÇMENİN TAZMİNATA ETKİSİ
Ceza mahkemesi tazmin suretiyle giderme yaptırımına karar verebilir. Fakat yaptırımın miktarının da hükümde gösterilmesi gerekir.
Mahkemenin, mağdurun açık beyanını alarak uğradığı maddi ve manevi zararı belirlemek suretiyle 50. maddeye göre yaptırıma çevrilmesi halinde, bu yaptırımın şüpheli yönünden bağlayıcı nitelikte sayılması gerekir. Ancak, mağdurun kendisini bağlayıcı bir beyanı yoksa, mahkemenin belirleyeceği maddi ve hatta manevi tazminat miktarı mağduru bağlayıcı nitelikte kabul edilemez. Bu tazminat zararın tamamını karşılamıyorsa, kısmi ifaden söz edilebilir. Mağdurun, şüpheli ile diğer sorumlular hakkında ayrıca bakiye tazminat miktarı için dava hakkının bulunduğunun kabulü gerekir.
Sadece maddi zarar için hüküm kurulmuşsa, ayrıca manevi zararın hukuk davası ile istenilebilmesi veya sadece manevi zararın karşılanması durumunda maddi zararın ayrıca talep edilebilmesi söz konusu olabilir.
Hapis Cezasının Tazminat Karşılığında Ertelenmesi
TCK ve CMK sisteminde hapis cezasının tazminat karşılığı ertelenmesi mümkün kılınmıştır.
Ceza Yargılamasında Uzlaşma
TCK ve CMK’da bazı suç tipleri için mağdur ile suç faili uzlaşması ile mağdurun zararlarının giderilmesi karşılığında şüpheli lehine hükümler getirilmiştir.
CMK Madde 253 – (Değişik: 6/12/2006-5560/24 md.)
(1) Aşağıdaki suçlarda, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar gören gerçek veya özel
hukuk tüzel kişisinin uzlaştırılması girişiminde bulunulur:
a) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı suçlar.
b) Şikâyete bağlı olup olmadığına bakılmaksızın, Türk Ceza Kanununda yer alan;93
1. Kasten yaralama (üçüncü fıkra hariç, madde 86; madde 88),
2. Taksirle yaralama (madde 89),
3. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Tehdit (madde 106, birinci fıkra)
4. Konut dokunulmazlığının ihlali (madde 116),
5. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) İş ve çalışma hürriyetinin ihlali (madde 117, birinci
fıkra; madde 119, birinci fıkra (c) bendi),
6. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Hırsızlık (madde 141),
7. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) Güveni kötüye kullanma (madde 155),
8. (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Dolandırıcılık (madde 157),
9. (Ek:17/10/2019-7188/26 md.) Suç eşyasının satın alınması veya kabul edilmesi
(madde 165),
10. Çocuğun kaçırılması ve alıkonulması (madde 234),
11. Ticari sır, bankacılık sırrı veya müşteri sırrı niteliğindeki bilgi veya belgelerin
açıklanması (dördüncü fıkra hariç, madde 239), suçları.
c) (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.) Mağdurun veya suçtan zarar görenin gerçek veya
özel hukuk tüzel kişisi olması koşuluyla, suça sürüklenen çocuklar bakımından ayrıca, üst sınırı üç yılı geçmeyen hapis veya adli para cezasını gerektiren suçlar.
(2) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olanlar hariç olmak üzere; diğer
kanunlarda yer alan suçlarla ilgili olarak uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, kanunda açık hüküm bulunması gerekir.
(3) Soruşturulması ve kovuşturulması şikâyete bağlı olsa bile, cinsel dokunulmazlığa
karşı suçlarda, ısrarlı takip suçunda (madde 123/A) ve hakaret suçunda (125 inci maddenin ikinci fıkrası), uzlaştırma yoluna gidilemez. (Ek cümle: 26/6/2009 – 5918/8 md.) Uzlaştırma kapsamına giren bir suçun, bu kapsama girmeyen bir başka suçla birlikte aynı mağdura karşı işlenmiş olması hâlinde de uzlaşma hükümleri uygulanmaz.949596
(4) Soruşturma konusu suçun uzlaşmaya tâbi olması ve kamu davası açılması için yeterli şüphenin bulunması hâlinde, dosya uzlaştırma bürosuna gönderilir. Büro tarafından görevlendirilen uzlaştırmacı, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar görene uzlaşma teklifinde bulunur. Şüphelinin, mağdurun veya suçtan zarar görenin reşit olmaması halinde, uzlaşma teklifi kanunî temsilcilerine yapılır. Uzlaştırmacı, uzlaşma teklifini açıklamalı tebligat veya istinabe yoluyla da yapabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar gören, kendisine uzlaşma teklifinde bulunulduktan itibaren yedi gün içinde kararını bildirmediği takdirde, teklifi reddetmiş sayılır. 9697
(5) Uzlaşma teklifinde bulunulması halinde, kişiye uzlaşmanın mahiyeti ve uzlaşmayı
kabul veya reddetmesinin hukukî sonuçları anlatılır.
(6) Resmî mercilere beyan edilmiş olup da soruşturma dosyasında yer alan adreste
bulunmama veya yurt dışında olma ya da başka bir nedenle mağdura, suçtan zarar görene, şüpheliye veya bunların kanunî temsilcisine ulaşılamaması halinde, uzlaştırma yoluna gidilmeksizin soruşturma sonuçlandırılır.
(7) Birden fazla kişinin mağduriyetine veya zarar görmesine sebebiyet veren bir suçtan
dolayı uzlaştırma yoluna gidilebilmesi için, mağdur veya suçtan zarar görenlerin hepsinin uzlaşmayı kabul etmesi gerekir.
(8) Uzlaşma teklifinde bulunulması veya teklifin kabul edilmesi, soruşturma konusu
suça ilişkin delillerin toplanmasına ve koruma tedbirlerinin uygulanmasına engel değildir.
(9) (Mülga: 24/11/2016-6763/34 md.)
(10) Bu Kanunda belirlenen hâkimin davaya bakamayacağı haller ile reddi sebepleri,
uzlaştırmacı görevlendirilmesi ile ilgili olarak göz önünde bulundurulur.
(11) Görevlendirilen uzlaştırmacıya soruşturma dosyasında yer alan ve Cumhuriyet
savcısınca uygun görülen belgelerin birer örneği verilir. Uzlaştırma bürosu uzlaştırmacıya, soruşturmanın gizliliği ilkesine uygun davranmakla yükümlü olduğunu hatırlatır.98
(12) Uzlaştırmacı, dosya içindeki belgelerin birer örneği kendisine verildikten itibaren
en geç otuz gün içinde uzlaştırma işlemlerini sonuçlandırır. Uzlaştırma bürosu bu süreyi her defasında yirmi günü geçmemek üzere en fazla iki kez daha uzatabilir.
(13) Uzlaştırma müzakereleri gizli olarak yürütülür. Uzlaştırma müzakerelerine
şüpheli, mağdur, suçtan zarar gören, kanunî temsilci, müdafi ve vekil katılabilir. Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenin kendisi veya kanunî temsilcisi ya da vekilinin müzakerelere katılmaktan imtina etmesi halinde, uzlaşmayı kabul etmemiş sayılır.
(14) Uzlaştırmacı, müzakereler sırasında izlenmesi gereken yöntemle ilgili olarak
Cumhuriyet savcısıyla görüşebilir; Cumhuriyet savcısı, uzlaştırmacıya talimat verebilir.
(15) Uzlaşma müzakereleri sonunda uzlaştırmacı, bir rapor hazırlayarak kendisine
verilen belge örnekleriyle birlikte uzlaştırma bürosuna verir. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde, tarafların imzalarını da içeren raporda, ne suretle uzlaşıldığı ayrıntılı olarak açıklanır.
(Ek cümle: 24/11/2016-6763/34 md.) Uzlaştırma bürosu soruşturma dosyasını, raporu ve varsa yazılı anlaşmayı Cumhuriyet savcısına gönderir.
(16) Uzlaşma teklifinin reddedilmesine rağmen, şüpheli ile mağdur veya suçtan zarar
gören uzlaştıklarını gösteren belge ile en geç iddianamenin düzenlendiği tarihe kadar
Cumhuriyet savcısına başvurarak uzlaştıklarını beyan edebilirler.
(17) Cumhuriyet savcısı, uzlaşmanın, tarafların özgür iradelerine dayandığını ve
edimin hukuka uygun olduğunu belirlerse raporu veya belgeyi mühür ve imza altına alarak soruşturma dosyasında muhafaza eder.
(18) Uzlaştırmanın sonuçsuz kalması halinde tekrar uzlaştırma yoluna gidilemez.
(19) Uzlaşma sonucunda şüphelinin edimini def’aten yerine getirmesi halinde, hakkında kovuşturmaya yer olmadığı kararı verilir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde, 171 inci maddedeki şartlar aranmaksızın, şüpheli hakkında kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararı verilir. Erteleme süresince zamanaşımı işlemez. Kamu davasının açılmasının ertelenmesi kararından sonra, uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, 171 inci maddenin dördüncü fıkrasındaki şart aranmaksızın, kamu davası açılır. (…)99 Uzlaşmanın sağlanması halinde, uzlaşma anında tespit edilemeyen veya uzlaşmadan sonra ortaya çıkan zararlar hariç, soruşturma konusu suç nedeniyle tazminat davası açılamaz; açılmış olan davadan feragat edilmiş sayılır. Şüphelinin, edimini yerine getirmemesi halinde uzlaşma raporu veya belgesi, 9/6/1932 tarihli ve 2004 sayılı İcra ve İflas Kanununun 38 inci maddesinde yazılı ilam mahiyetini haiz belgelerden sayılır.100
(20) Uzlaştırma müzakereleri sırasında yapılan açıklamalar, herhangi bir soruşturma
ve kovuşturmada ya da davada delil olarak kullanılamaz.
(21) Şüpheli, mağdur veya suçtan zarar görenden birine ilk uzlaşma teklifinde
bulunulduğu tarihten itibaren, uzlaştırma girişiminin sonuçsuz kaldığı ve en geç, uzlaştırmacının raporunu düzenleyerek uzlaştırma bürosuna verdiği tarihe kadar dava zamanaşımı ile kovuşturma koşulu olan dava süresi işlemez.
(22) (Değişik birinci cümle: 24/11/2016-6763/34 md.) Uzlaştırmacıya Adalet Bakanlığı
tarafından belirlenen tarifeye göre ücret ödenir. Uzlaştırmacı ücreti ve diğer uzlaştırma giderleri, yargılama giderlerinden sayılır. Uzlaşmanın gerçekleşmesi halinde bu giderler Devlet Hazinesi tarafından karşılanır.
(23) Uzlaşma sonucunda verilecek kararlarla ilgili olarak bu Kanunda öngörülen
kanun yollarına başvurulabilir.
(24) (Değişik: 24/11/2016-6763/34 md.) Her Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde
uzlaştırma bürosu kurulur ve yeteri kadar Cumhuriyet savcısı ile personel görevlendirilir. Uzlaştırmacılar, hukuk fakültesi mezunlarının yer aldığı, Adalet Bakanlığı tarafından belirlenen uzlaştırmacı listelerinden görevlendirilir. Uzlaştırmacı, hazırladığı raporu, tutanakları ve varsa yazılı anlaşmayı büroya gönderir. Uzlaştırma süreci sonunda soruşturma dosyaları, uzlaştırma bürosunda görevli Cumhuriyet savcıları tarafından sonuçlandırılır.101
(25) (Ek: 24/11/2016-6763/34 md.)Uzlaştırmacıların nitelikleri, eğitimi, sınavı, görev
ve sorumlulukları, denetimi, eğitim verecek kişi, kurum ve kuruluşların nitelikleri ve
denetimleri ile uzlaştırmacı sicili, uzlaştırmacılar ve eğitim kurumlarının listelerinin
düzenlenmesi, Cumhuriyet başsavcılığı bünyesinde kurulan uzlaştırma bürolarının çalışma usul ve esasları, uzlaştırma teklifi ile müzakere usulü, uzlaştırma anlaşması ve raporda yer alacak konular ile uygulamaya dair diğer hususlara ilişkin usul ve esaslar, Adalet Bakanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.CMK Madde 254 – (Değişik: 6/12/2006-5560/25 md.)
(1) Kamu davası açıldıktan sonra kovuşturma konusu suçun uzlaşma kapsamında
olduğunun anlaşılması halinde, kovuşturma dosyası, uzlaştırma işlemlerinin 253 üncü maddede belirtilen esas ve usûle göre yerine getirilmesi için uzlaştırma bürosuna gönderilir.102
(2) (Değişik:7/11/2024-7531/17 md.) Uzlaşma gerçekleştiği takdirde, mahkeme,
uzlaşma sonucunda sanığın edimini def’aten yerine getirmesi halinde, davanın düşmesine karar verir. Edimin yerine getirilmesinin ileri tarihe bırakılması, takside bağlanması veya süreklilik arzetmesi halinde durma kararı verilir. Durma süresince zamanaşımı işlemez. Uzlaşmanın gereklerinin yerine getirilmemesi halinde, mahkemece yargılamaya kaldığı yerden devam olunur.
Uzlaşmanın Failler ve Müteselsil Sorumlular Üzerine ki Etkisi
CMK 255. maddeye göre; “Aralarında iştirak ilişkisi olsun veya olmasın birden çok kişi
tarafından işlenen suçlarda, ancak uzlaşan kişi uzlaşmadan yararlanır “. Bu durumda birden fazla kişinin katıldığı taksirli bir yaralama olayında, ( örneğin çok sanıklı trafik kazasında) uzlaşmadan yararlanan kişi bakımından maddi tazminat davası açılamayacaktır. Ancak, uzlaşmadan yararlanamayan diğer fail veya failler hakkında tazminat davasının açılmasına bir engel bulunmamaktadır.
Uzlaşma bir nevi kısmi ifayı da içeren ibraname niteliğinde veya tamamen ifa niteliğinde olabilir. Uzlaşma, gerektiğinde uzlaştırmacının teklifi dışında bir miktar üzerinden de uzlaşmış olabilirler. Mağdur, taksirli eylemin faillerinden birisini maddi zararın tamamını karşılamaya zorlayarak uzlaşmaya razı olabilir. Alacaklı (mağdur) uzlaşmada zararının tümünü istemek zorunda değildir. Alacaklı failin sorumlu olduğu maddi tazminat miktarını isteyebilir. Uzlaşmada, uzlaşmaya konu olan borcun hemen ödenmesi mümkün olduğu gibi, ödeme zamanı bir takvime de bağlanabilir. Uzlaşmada borcun ödenmesi bir takvime bağlanmışsa, ödemenin aksatılması durumunda, uzlaşma ceza hukuku bakımından gerçekleşmez.
Tazminat hukuku bakımından uzlaşma tutanağındaki borç miktarı, uzlaşmada yer alan tarafları bağlar. Ancak uzlaşan şüpheli müteselsil sorumlu olması durumunda kendisi diğer borçların durumunu ağırlaştıramayacağından diğer borçlar miktar bakımından bağlı değildir. Uzlaşma, ceza hukuku bakımından takvime bağlı ödemenin zamanında yapılmaması nedeniyle gerçekleşmemiş olsa da mağdur ve şüpheli bakımından bağlayıcıdır. Uzlaşma belgesi, mağdur ile uzlaşan şüpheli açısından bir sulh sözleşmesi niteliğindedir. Mağdur, uzlaşma sözleşmesi içeriğine göre tüm zararının tazmini yönünde hareket etmişse, diğer müteselsil sorumlularda borçtan kurtulurlar. Uzlaşma ile maddi zararın tümden karşılandığı anlaşılıyorsa, uzlaşan ve uzlaşma bedelini ödeyen fail bu belgeye bağlı olarak 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 168. maddeye göre halef olarak rücu hakkını kullanabilir. Doğal olarak uzlaşmada belirlenen maddi tazminat miktarı mağdurun zararından fazla ise, diğer fail ve failler ile bunlardan dolayı sorumlu olanlar yargılama ile belirlenecek gerçek zarar miktarı üzerinden kusurları oranında sorumlu tutulabilirler.
Uzlaşma ile tüm zarar miktarından fazla bir tazminat ödenmesi halinde uzlaşan fail, yaptığı fazla ödemeye tek başına katlanmak zorundadır.
Uzlaşma, kısmi ifa niteliğinde ise fail dışındaki müteselsil sorumlularda kısmen borçtan kurtulurlar. Bu nitelikteki bir uzlaşma, diğer failler ve (müteselsil borçluları) da 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu 166/1. maddesine göre borçtan kurtarır.
Uzlaşma Halinde Manevi Tazminat
Uzlaşma ile sadece maddi zarar giderilmiş fakat manevi zarar giderilmemiş ise doğal olarak mağdur manevi zararını ayrıca dava konusu yapabilecektir.
Şikayetten Vazgeçme Halinde Tazminat İstenebilir Mi?
Soruşturma aşamasında emniyette, karakolda, savcılıkta şikayetten vazgeçme beyanı tazminat hakkını ortadan kaldırmaz. Ceza davası açıldıktan sonra da, hakim huzurunda şikayetçi olunmadığının beyan edilmesi de hukuk mahkemesinde maddi ve manevi tazminat davası açma hakkını ortadan kaldırmaz.
