AKIL HASTALARININ CEZAİ SORUMLULUĞU NEDİR? AKIL HASTALARI CEZA ALIR MI?
CEZA SORUMLULUĞU NEDİR?
Ceza hukukunun konusunu, suç olarak kabul edilen bir insan davranışı ve bu davranışa karşı uygulanacak yaptırımı belirleyen hukuk kuralları oluşturmaktadır.
Ceza hukukunda iradi olmayan bir fiil hukuka aykırı olsa bile suç olarak kabul edilip cezalandırılamaz. Bir kimsenin cezalandırılabilmesi için tipe uygun ve hukuka aykırı bir hareketin bulunması yanı sıra o fiilin faile isnat edilebilmesi de gerekmektedir.
Cezai sorumluluk iki kısımda incelenir. İlki, failin kusurlu bir şekilde hareket etmeye ehil olmasıdır. Buna isnat yeteneği denilmektedir. İkincisi ise kusurlu bir şekilde hareket edebilmedir. Buna da kusurluluk denir.
Ceza sorumluluğu isnat yeteneği ve kusurluluk kavramlarından oluşur. Yani ancak bunların varlığında bir ceza sorumluluğundan bahsedilebilir.
Kusurluluk fiilin bir unsurudur fakat isnat yeteneği failin kişisel özelliklerini ilgilendirir . Dolayısıyla isnat yeteneği aslında kusurluluğun ön şartıdır. İsnat yeteneği; bilmek ve istemektir.
CEZAİ EHLİYET NEDİR?
Ceza ehliyeti; bir kimsenin belirli bir tarihte ve yerde işlediği bir suça ilişkin kusur yeteneğine sahip olmasını ifade eder. Cezai ehliyeti, isnat yeteneğine göre belirlenir.
Suç teşkil eden bir fiil işleyen kişinin “algılama” ve “irade” yeteneklerinden birinin bulunmaması veya bu yeteneklerde azalma olması halinde, bu kişinin cezai ehliyetinin tam olmadığı kabul edilir.
Ceza Ehliyeti Tam Olanlar : Suç işleyen failin hem “algılama” hem de “irade” yeteneği mevcutsa, cezai ehliyetinin tam olduğu kabul edilir. Cezai ehliyeti tam olanlar, işledikleri suçun cezası ile cezalandırılır.
Ceza Ehliyeti Olmayanlar (TCK m.32/1): Kişinin “algılama” ve “irade” yeteneklerinden birinin bulunmaması halinde ceza ehliyetinin bulunmadığı kabul edilir. Ceza ehliyeti olmayanlar işledikleri suçlar nedeniyle cezalandırılmazlar. Ancak, haklarında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine hükmedilebilir.
Ceza Ehliyeti Eksik Olanlar (TCK m.32/2): Suç teşkil eden bir fiil işleyen kişinin “algılama” ve “irade” yeteneklerinde azalma olması halinde cezai ehliyetinin eksik olduğu kabul edilir. Cezai ehliyeti eksik olanlar hakkında ceza indirimi uygulanır veya hükmedilen hapis cezası güvenlik tedbirine çevrilir. Akıl zayıflığı bulunan kişiler cezai ehliyeti eksik olanlar grubunda kabul edilmektedir.
CEZA SORUMLULUĞU AÇISINDAN AKIL HASTALIĞI
Ceza sorumluluğunu kaldıran veya azaltan sebepler vardır. Konumuz itibariyle bunlardan subjektif sebepleri üzerinde duracağız. Bunlar failin iradesine, temyiz kudretine ilişkin olan ve onun şahsında bulunan sebeplerdir. Bunlara örnek olarak akıl hastalığı, yaş küçüklüğü ve sağır-dilsizlik verilebilir.
TÜRK CEZA KANUNUNDA AKIL HASTALIĞININ DEĞERLENDİRİLMESİ
Akıl hastalığı
Madde 32- (1) Akıl hastalığı nedeniyle, işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamayan veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği önemli derecede azalmış olan kişiye ceza verilmez. Ancak, bu kişiler hakkında güvenlik tedbirine hükmolunur.
(2) Birinci fıkrada yazılı derecede olmamakla birlikte işlediği fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişiye, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası yerine yirmibeş yıl, müebbet hapis cezası yerine yirmi yıl hapis cezası verilir. Diğer hallerde verilecek ceza, altıda birden fazla olmamak üzere indirilebilir. Mahkûm olunan ceza, süresi aynı olmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.
TCK MADDE 32 GEREKÇESİ
Kusur yeteneğini etkileyen bir neden olan akıl hastalığının varlığı durumunda, kişi işlemiş bulunduğu fiilin anlam ve sonuçlarını algılayamamakta veya işlediği fiille ilgili olarak irade yeteneği önemli ölçüde etkilenmektedir. Kişi bu durumda kusurlu olamayacağından, hakkında cezaya hükmedilemeyecektir. Ancak, fiili hukuka aykırı niteliğe sahip olduğundan, kişi hakkında akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirlerine başvurulacaktır.
Ayrıca işaret etmek gerekir ki, akıl hastalığı kişinin işlediği her fiil açısından algılama veya irade yeteneği üzerinde etkili olmayabilir. Örneğin, kleptomani akıl hastası olan kişinin hafif değerdeki şeylere yönelik olarak işlediği hırsızlık suçu açısından irade yeteneğinin olmadığı söylenebilir. Ancak, bu kişinin kasten adam öldürme suçunu işlemesi durumunda, malûl olduğu akıl hastalığı bu fiille ilgili olarak algılama ya da irade yeteneğini etkilemez.
Kişinin akıl hastası olup olmadığının tespiti ile hastalığının algılama ve irade yeteneği üzerinde ne gibi etkilerinin olabileceğini, davranışlarını ne surette etkilediğini genel olarak belirleme, tıbbî bir konudur. Uzman bilirkişi bu hususu ortaya koyduktan sonra, akıl hastası olan kişinin somut olay açısından algılama veya irade yeteneğinin olup olmadığını, akıl hastalığının somut olay açısından kişinin bu yeteneklerini ne ölçüde etkilediğini normatif olarak belirleme görevi, hâkime aittir.
Hükûmet Tasarısında akıl hastalığı durumunda kişinin kusur yeteneği, akıl hastası hakkında uygulanacak tedbirler ve bunların usulü aynı maddede düzenlenerek, farklı konuları ilgilendiren hükümler tek bir madde içinde yer almaktaydı. Sistematik açıdan hatalı olan bu düzenleme değiştirilmiştir. Madde metninde sadece akıl hastalığının kusur yeteneğine etkisi düzenlenmiş; buna karşılık, akıl hastaları hakkında uygulanacak güvenlik tedbirlerinin ilgili bölümde düzenlenmesi uygun bulunmuştur.
Akıl hastalığı veya zayıflığı, kusur yeteneğini ortadan kaldıran veya zayıflatan sebeplerdendir. Yargılanan kişide akıl hastalığı veya zayıflığına ilişkin en ufak kuşku bulunması halinde mahkeme tarafından konu bilimsel bir şekilde araştırılmalıdır. Mahkeme yaptığı araştırma neticesinde sanığın herhangi bir akıl hastalığı veya zayıflığı olduğunu tespit ettiğinde, akıl hastalığı veya zayıflığının, sanığın işlediği fiille ilgili olarak “algılama” ve “irade yeteneği” üzerine etkisini de araştırmalıdır. Fail, akıl hastası olmasına rağmen, hastalığın, belirli bir tarihteki bir suç ile ilgili failin algılama ve irade yeteneği üzerinde etkisi olmayabilir.
Suç işlediği esnada akıl hastası olan failin işlediği fiilin hukuki anlam ve sonuçlarını algılayamadığı veya bu fiille ilgili olarak davranışlarını yönlendirme yeteneğinin önemli derecede azalmış veya tümüyle ortadan kalkmış olduğu hallerde, fail işlediği suç nedeniyle cezalandırılamaz.
AKIL HASTALIĞI BULUNMASININ SORUŞTURMA EVRESİNE ETKİSİ
Soruşturma evresinde uzmanlarının hazırladığı rapor savcılık tarafından alınır. Bu raporla failin, suç tarihinde akıl hastalığının tesiri altında bulunduğu saptansa dahi takipsizlik kararı verilemez. Eğer suç işlenmişse iddianame savcılık tarafından düzenlenerek kamu davasının açılması zorunludur.
Yargıtay, soruşturma evresinde şüphelinin akıl hastası olduğuna ilişkin iddianın mahkeme tarafından da incelenebileceği düşüncesiyle, gerekli olan tıbbi rapor alınmadan iddianame düzenlenmesinin, iddianamenin iade edilmesine neden olmayacağını kabul etmektedir.
Ayrıca soruşturma aşamasında; ‘’fiili işlediği yolunda kuvvetli şüpheler bulunan şüphelinin akıl hastası olup olmadığını, akıl hastası ise ne zamandan beri hasta olduğunu ve bunun, kişinin davranışları üzerindeki etkilerini saptamak için; uzman hekimin önerisi üzerine, Cumhuriyet savcısının ve müdafiin dinlenmesinden sonra resmi bir sağlık kurumunda gözlem altına alınmasına, soruşturma evresinde sulh ceza hakimi tarafından karar verilebilir.’’ (CMK m.74)
Bu gözlem süresi üç haftayı geçemez. Bu sürenin yetmeyeceği anlaşılırsa resmi sağlık kurumunun istemi üzerine, her seferinde üç haftayı geçmemek üzere ek süreler verilebilir. Ancak bu ek sürelerin toplamı da üç ayı geçemez.
Bu gözlem kararına karşı itiraz edilebilir. İtiraz edilmesi sonucu, gözlem kararının yerine getirilmesi kendiliğinden durur.
Son olarak şüpheli akıl hastasının müdafii yoksa hakimin istemi üzerine, baro tarafından kendisine bir müdafii görevlendirilir.
AKIL HASTALIĞININ BULUNMASININ KOVUŞTURMA EVRESİNDEKİ ETKİSİ
Soruşturma aşamasının sonunda Cumhuriyet savcısında, şüpheli akıl hastasının soruşturma konusu suçu işlediği yönünde yeterli şüphe oluşursa Cumhuriyet savcısı bir iddianame hazırlar. Bu iddianame görevli ve yetkili mahkemeye gönderilir. Mahkeme iddianameyi kabul ederse kamu davası açılmış olur. Yani kovuşturma evresi başlamış olur.
Yargılama sırasında sanığın TCK m.32/1’den yararlanabileceği tıp uzmanlarının raporları ile belirlenmiş olsa dahi, sübuta ve suç vasfına yönelik yargılamanın sürdürülmesi zorunluluğu bulunmaktadır.
Yargılama sonucunda sanığın suçu işlemediği veya eyleminin suç oluşturmadığı kanaatine ulaşılırsa ‘’beraat’’ kararı verilmelidir. Bu takdirde güvenlik tedbirine hükmolunamaz.
Failin suçu TCK m.32/1 kapsamında akıl hastalığı etkisi altında iken işlediğinin saptanması durumunda, Ceza Muhakemesi Kanunu’muzun 223/3-a maddesi uyarınca akıl hastalığı dolayısıyla kusurunun bulunmaması nedeniyle ‘’ceza verilmesine yer olmadığına’’ karar verilir
Ayrıca Türk Ceza Kanunu’muzun 57. maddesinin 1 ila 3. fıkraları doğrultusunda güvenlik tedbirleriyle ilgili hüküm kurulur. Verilecek kararda suçun ne şekilde sübuta erdiğine ilişkin gerekçe gösterilir ve sonra ceza verilmesine yer olmadığı ve tedbir kararına hükmedilir.
Ancak suçun işlenmesinden sonra akıl hastası olanlar, bu maddeden yararlanamazlar. Fakat akıl hastasının mahkumiyet kararı kesinleştiğinde 5275 sayılı İnfaz Kanunu’nun 16/1. maddesi uyarınca infazı ertelenir. Buna istinaden TCK m.57’de belirtilen sağlık kurumunda koruma ve tedavi altına alınırlar. Sağlık kurumunda geçen süreler cezaevinde geçmiş sayılır.
AKIL HASTALIĞI SEBEBİYLE GÜVENLİK TEDBİRİ UYGULANMASI
Akıl hastalarına özgü güvenlik tedbirleri[15]
Madde 57- (1) Fiili işlediği sırada akıl hastası olan kişi hakkında, koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilen akıl hastaları, yüksek güvenlikli sağlık kurumlarında koruma ve tedavi altına alınırlar.
(2) Hakkında güvenlik tedbirine hükmedilmiş olan akıl hastası, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca düzenlenen raporda toplum açısından tehlikeliliğinin ortadan kalktığının veya önemli ölçüde azaldığının belirtilmesi üzerine infaz hâkimi kararıyla serbest bırakılabilir.
(3) Sağlık kurulu raporunda, akıl hastalığının ve işlenen fiilin niteliğine göre, güvenlik bakımından kişinin tıbbi kontrol ve takibinin gerekip gerekmediği, gerekiyor ise, bunun süre ve aralıkları belirtilir.
(4) Tıbbi kontrol ve takip, raporda gösterilen süre ve aralıklarla, Cumhuriyet savcılığınca bu kişilerin teknik donanımı ve yetkili uzmanı olan sağlık kuruluşuna gönderilmeleri ile sağlanır.
(5) Tıbbi kontrol ve takipte, kişinin akıl hastalığı itibarıyla toplum açısından tehlikeliliğinin arttığı anlaşıldığında, hazırlanan rapora dayanılarak, infaz hâkimliğince yeniden koruma ve tedavi amaçlı olarak güvenlik tedbirine hükmedilir. Bu durumda, bir ve devamı fıkralarda belirlenen işlemler tekrarlanır.
(6) İşlediği fiille ilgili olarak hastalığı yüzünden davranışlarını yönlendirme yeteneği azalmış olan kişi hakkında birinci ve ikinci fıkra hükümlerine göre yerleştirildiği yüksek güvenlikli sağlık kuruluşunda düzenlenen kurul raporu üzerine, mahkûm olduğu hapis cezası, süresi aynı kalmak koşuluyla, kısmen veya tamamen, infaz hâkimi kararıyla akıl hastalarına özgü güvenlik tedbiri olarak da uygulanabilir.
(7) Suç işleyen alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlısı kişilerin, güvenlik tedbiri olarak, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılarına özgü sağlık kuruluşunda tedavi altına alınmasına karar verilir. Bu kişilerin tedavisi, alkol ya da uyuşturucu veya uyarıcı madde bağımlılığından kurtulmalarına kadar devam eder. Bu kişiler, yerleştirildiği kurumun sağlık kurulunca bu yönde düzenlenecek rapor üzerine infaz hâkimi kararıyla serbest bırakılabilir.


Yorum gönder